Çeşitli grupların etkinliklerinin derecelendirildiği kozmopolitan yapı. Çocukluğumda hep birileri tarafından yönetilen genelliklede aynı veya denk gruplar tarafından idare edilen küçük Vangölü’nün kenarında, sırtını Süphan dağına dayamış bir kent merkezi, Adilcevaz. İlk bakışta kalesiyle, yıkılmışta olsa surları ve şehrin giriş kapılarıyla tarihi bir şehir olduğunu anlamak mümkündür. Çerkez, Türk, Kürt, Arap ve çok azda olsa özelliklerini kaybetseler de Ermeni kökenli vatandaşlardan oluşmaktadır. Ama ağırlıklı olarak Türk ve Kürt halkı bulunmaktadır.Bu hem nicelik hem de nitelik olarak ağırlıkları hissedilmektedir. Mahallelerin dahi bölündüğü, taşradan gelenlerin ayrıldığı, köylerden gelenlerin farklı mahallelerde yerleştiği, bir kesimin otoriteyi elinde tutma çabasında olduğu şehir. Köyden gelenler daha mütevazi dar evlerde yaşmakta, düşük kalitede ve genellikle köyünden getirmeye devam ettiği gıda maddeleriyle beslenmekte ve bir yabancılık çekmekte, zaman zaman hor görülmektedir. Köylerden gelenler genellikle şehrin kenar mahallelerinde oturmaktadırlar. Şehrin ilk sakinleri, özellikle ceviz, kayısı ve erik ağaçlarının bol olduğu geniş bahçeleri olan evlerde oturmaktadırlar.
Köylerden gelenler güçlü olarak aşiretlere ve törelere bağlıdırlar.Büyüklere saygı aşırı denebilecek katılıktadır. Aşiret büyükleri tarafından yönlendirilmektedirler. Genelde de bir bey veya ağa tarafından yönlendirilmektedirler. Beyler varlıklı ailelerin büyükleri, ağalar ise soyu dayalı ileri gelenlik. Birde belirli bir yaşın üzerinde olan soylu ailelerin önde gelenleri ise birer danışmanlık vazifesini yerine getirmektedirler. Beyler ve ağalar da zaman zaman bu ailelerin ileri gelenlerine danışmaya ihtiyaç duymaktadırlar. İlçede seçimler yapılacağı zaman adaylar soylu ailelerden olan kişiler arasında beylerin ve ağaların göstereceği adaylar arasında aile büyüklerinin de onayı alındıktan sonra belirlenmekteydi, şu zamanda bile halen belediye başkanlarının seçiminde bu tema ağırlık göstermektedir. Her nedense beyler ve ağalar kendileri pek aday olmamaktalar onlar genellikle parlamenterlik söz konusu olunca öne çıkmakta veya oğullarını ön plana çıkartmaktadırlar.
Dini Bayram törenleri, camiden çıkınca hemen ve toplu olarak medrese alimlerinin önderliğinde aşiretleri büyükleri eşliğinde mezarlıklar ziyaret edilmekte, ardında hep beraber evler ziyaret edilmektedir. Şimdilerde bölünerek gezilmektedir. Bu tip davranışlar toplumun geçmişiyle geleceği arasındaki bağların kopmamasını sağlamaktadır. Nesiller arasında kültürlerin aktarılmasını sağlamaktadır.
Aşiretlerin ilk zamanlarda pek etkin olmadığı şehir merkezi, zamanla köylerden gelip yerleşenlerin çoğunluk kazanmasıyla etkinliklerinin artmasına neden olmuştur. İlkokul yıllarında en çok sevdiğimiz yer Erikbağı köyü yakınlarındaki ağaçların altına gidip hem yüzmek hem de piknik yapıp, eğlenceli ve güzel günler geçirmekti. Tatil günleri oldu mu göl kumsalı (orada deniz kenarı denilmektedir) tıklım tıklım dolar, kimi yüzer kimi yürürdü. Bir de tahtadan yapılmış Malabro (Yörede tekne, kayık vb. araçlar yapan bir kişinin halk arasında kullanılan adı. Gerçek adının ne olduğunu bilmiyorum veya şu anda hatırlayamıyorum.) iskelesinde demir paraları (1 lira, 2.1/2 lira madeni paralar) bir dalışta çıkarma yarışmaları yapılırdı. Ayrıca balık avlama tutkunları da az değildi.
Genellikle 15 günde veya ayda bir yerel sanatçılar halka açık yerlerde (şehir meydanı, büyük kaya gibi) toplanır, halk türküleri söylenir, bağlamalar çalınır, aşıklar atışırdı. Aşıklık genellikle aileden gelirdi. Bazen bir aileden birden fazla ozan, aşık çıkardı. Biz bu tür programlardan müthiş keyif alırdık. Zaman zaman yurt dışında yaşayan Baydaroğlu gibi halk ozanları gelir ve şenliklere şenlik katardı. Bu tür programlarda bir geçmişe bir geleceği düşlerdik. Zaman zaman ağıtlar yakılır, gönüller dağlanırdı. Bu etkinlikler yapılırken hanımlarda yaptıkları çeşitli cevizli fetirleriyle, keteleriyle, çörekleriyle, kalbur hurmalarıyla hünerlerini gösterirlerdi. Belki de halk müziğine , bağlamaya olan merakında bütün bunlar gizlidir.
Yatırımların kurbanı ve ihmalin eseri olarak pek bir gelişme gösteremeyen bir şehir. Çocukluğumdan beri hiç o civarda bir fabrika bacası veya imalathane göremedim. Sadece son yıllarda açılan süt fabrikası vardı, zaten o da pek işletilmedi. Son zamanlarda ise terörün verdiği belirsizlik, umutsuz ve tedirgin bakışlar yansımaktadır. Dışarıya sürekli memur veren bir şehir olması dolayısıyla her zaman göç vermektedir. Gerçi sadece memuriyet sebebiyle göç edilmemektedir. Bunun dışında iş bulmak ve terör dolayısıyla da göçler yaşanmaktadır.
Birde şehrin av merakı vardır. Gençler başta olmak üzere sürekli olarak ava çıkılır. En önemli eğlencelerden biride ava çıkmaktadır. Akşam olunca avdan dönünler avladıkları ördek, bıldırcın, keklik, tavşan, su tavuğu ve benzeri avlarını getirir bağlarda yer, eğlenirler. Bu av tutkusu halen en geçerli eğlence tipidir.
Töreler her zaman ve her yerde geçerlidir. Töreler yoluyla büyüklere saygının ve toplumsal davranışların şekillenmesi sağlanmakta ve toplumsal belleğe işlenmektedir. Toplumda katı olarak uygulanan kurallar hiçbir yerde yazılı olmamakla beraber herkes tarafından bilinmektedir. Ve uygulanmaktadır. Uymayanlar toplum tarafından gösterilen tepkilerle uyarılmaktadır.
Dini törenler ise dini kuralların yansımasıdır. Genelde dini kurallar toplum büyükleri tarafından benimsetilmek üzere şeklen gösterilir ve uygulanırlar. Törenlerde ilk plana ileri gelenler ve yaşlılar, arka tarafta gençler kenarlarda ise çocuklar oturur. Bütün törenlerde din adamlarını özel bir yeri vardır. Özellikle medrese talimi görmüş olanlar. Zira bir ailede bir medrese talimi görmüş bir kişi varsa o aile için iftihar vesilesidir. Ailenin toplum içindeki itibarını arttırmaktadır.
Bahar mevsiminin gelişinin heyecan ve helecanı şenlendirir ortalığı, türlü türlü eğlenceler düzenlenir. Cirit oynanır, at yarışları yapılır, ok atma yarışması, yöresel yemek yarışmaları, bisiklet yarışmaları( klasik ve başka yörelerde rastlanılmaya belirlenen hedefe, -100 m- en geç kim ulaşabilir) yapılır.
Patnos, ovaya kurulmuş yabancıların gelip kurduğu bir şehir. Tarihi izlere pek rastlanılmamaktadır. Sınırlı sayıdaki birkaç tarihi köprü ve şehrin yakınındaki tepelerin eteklerinde yıpranmış ve yıkılmış birkaç kilise dışında pek bir tarihi izlere rastlanılmamaktadır.
Sabahları çok erken ve çok hızlı başlar bu şehirde. Sabah tan yeri ağarmadan insanlar sokakta ve işinin başındadır. Her ailenin her ferdi mutlaka çalışmalıdır. Boş duran insanlar pek makbul görülmez. Yaz oldu mu çarşı-pazarı limonata,tarçın, ayran, eskimum(bardaklara ve etipuf kutularına şekerli su konulup buz dolaplarında dondurulmasıyla yapılan bir tür yerel dondurma), lahmacun, kete vb. satan çocuklar. Kimi çocuklar ise ayakkabı boyacılığı, boş el arabacılığı (yük taşımak için) yapardı. Belirli bir yaşın üzerinde olanlar ise, hamallık yapar, tarlalarda çalışırlar. Bir kısmı ise, baharın başlamasıyla İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlere çalışmaya gider.
Son zamanlarda insanları bir maceraya sürükleyen ve belli bir yaşa gelmiş işi olmayan insanların daha çok itibar ettiği terör başladı. Terörden önce insanlar, buruk da olsa umutla ve heyecanla hayata sarılırlardı. Terörden sonra umutlu bakışlar yerini umutsuzluğa, tedirginliğe bıraktı. İlk zamanlar aşiretlerin ön planda olduğu ve insanların birbirlerini hep aşiret ve akrabalık bağlarıyla tanıdığı bir zaman kendini korkuya, dehşete ve endişeye bıraktı.
Çocukluğumda mahalle arkadaşlarıyla Anzavur Dağına tırmanmayı hep severdik, her fırsatta da çıkar ve şehre birde oradan bakardık. Tarlaların halı gibi serildiğini yeşil alanların güzel görünüşlerini seyrederdik. Mahallemizi ve evlerimizi seçmeye çalışırdık. Ve dönerken de çay eteğindeki çayda yüzer, dağlardan topladığımız kenger vb. yer sonra eve gelirdik. Terör olayları patlak vermeye başlayınca artık her yer güvensiz olmaya başladı. Hatta şehir merkezinde dolaşmak bile korkutuyordu insanları. Artık gece yarılarına kadar saklambaç, körebe vb oyunlar oynayamıyorduk. Karanlık çökmeden herkes evlerine kapanıyordu. Ufak bir gürültü duyulduğu zaman her ev ışıklarını söndürüyordu.
Hayat gene devam ediyordu oysa, kimi zaman gece yarıları dükkanların kapılarına atılan bildirilerden sonra kepenkler kapansa da, insanlar sabah erkenden uyanıyor, işine gidiyordu. Sabahçı kahvelerinde çaylarını yudumluyor, sigaralarını içiyorlardı. Yaşlı amcalar kötü kötü öksürüyordu. Ama şu vardı ki ve toplumda büyüklük ve küçüklük keskin çizgilerle ayrılıyordu. Eğlenceler haremlik selamlık şeklinde yapılıyordu. Buda dini örf ve adetlerin tarihsel kalıntısı olarak nesilden nesile aktarılıyordu.
Kışlar sert, uzun ve soğuktu. En sıcak yer kütüphaneydi. Kütüphaneye gidip okuduğumuz roman ve hikayeleri birbirimize heyecanlı heyecanlı anlatmayı seviyorduk. İnsanlar olmayan veya kıt olan imkanlarla okumaya çalışıyordu. Okul binaları eskiydi. Öğretmenleri yokluğundan dersler genelde boş geçmekteydi. Olan öğretmenlerde genellikle sürgün sebebiyle bulunuyorlardı.
Yazlık sinemalarımız olurdu. Her yeni filme giderdik, evlerin çoğunda televizyon yoktu. Olsa da tek TRT kanalı ve hep yabancı filmler. Sevdiğimiz artistleri izlemeye giderdik. Birde nadirde olsa tiyatro gelirse harçlıklarımızı sadece onlara ayırırdık. Küçükte olsa eski bakımsız da olsa bir sinema küçük bir şehir için mutlu bir eğlence merkezi olurdu. Bütün bir hafta Pazar gününün gelmesini bekler, Sadri ALIŞIK, Cüneyt ARKIN, Belgin DORUK vb. sanatçıların filmlerini izlemeye giderdik. Sabredemezdik bir türlü günlerce önce gideceğimiz filmi ve arkadaş grubumuzu seçer. Sinema dönüşü bütün filmleri birim kare birim kare birbirimize anlatırdık.
10 Kasım törenlerini de hiç unutmam herkes üzülür, üzüntülü şiirler okunur, dokunaklı konuşmalar yapılır, herkes kederlenirdi. Bu da toplumun kaybettiği değerlerin kaybedilişini tekrar canlandırması merasimi ve unutulmadığının bir göstergesidir. Toplumsal törenlerimiz hep geçmişi taze tutmak ve geçmişin provasıdır. Ve böylece unutulmadığını ve bu şekilde baki kılmak içindir.
Ankara memur ve öğrencilerin şehri olması dolayısıyla belirli bir seviyeyi yakalamış bir başkent. Dışarıdan gelenlerde bu nezaket ve ölçülü davranışlara uyum sağlamak zorunda kalmaktadırlar.
Her ne kadar tarihsel bir geçmişe, bir kaleye, tarihi yapılara anıtlara sahip olsa da, Ankara daha çok başkent olmasından ( tabii ki bu da bulunduğu coğrafik ve stratejik konumu dolayısıyla söz konusu olmuştur.) sonra asıl önemini kazanmış ve müthiş bir nüfus yığılması ve brokratik akım başlamış ve bütün kurum ve kuruluşların merkezi olmuştur. Okullar ilk olarak burada açılmış eğitimde de öncülük etmiştir. Nüfusunun büyük bir bölümü dışarıdan seçilme veya atanma yoluyla gelen memur ve temsilcilerden oluşmaktadır.
Teşekkür etmesini, özür dilemesini bilen , kendi haklarını ve özgürlüklerini bilen insanlar topluluğudur Ankara. Belki de Ankara’nın en çok sevdiğim yönü budur. Kısa bir sürede asar suratını insanın resmileştirir insanı.
Bunların yanında fırsatların ve imkanları şehridir. Her türlü faaliyetin her zaman bulunabileceği ve her zevke hitap eden eğlence merkezlerinin bulunduğu bir mekan.
Hızlı başlayan betonlaşmaya paralel olarak insanlar resmileşmiştir. Ankara derken farklı düşünür farklı davranırsınız. Konuşmalarınız ve davranışlarınız daha tutarlı olur. Ankara’nın iklimi sizleri hemen etkisine alır. Benzetir kendisine .
Günlük traşlı beyefendilerin, bakımlı ve güzel giyimli hanımefendilerin bolca rastlanıldığı Ankara’da herkes sanki, bayramlara hazırlanır gibi hazırlanır güne, giyilen giysiler titizlikle seçilir.
Ankara’da günü gününde yaşama ön plandadır. Giyilen kıyafetler sürekli değişmektedir. Geçicilik söz konusudur. Belki de en az değişen konuşma dilinin yazışma diline paralel olmasıdır.