13 Ocak 2018 Cumartesi

HAYIR! HİÇ NORMAL DEĞİL

TK-7069 uçuş nolu TRABZON -ANKARA uçağı. Uçağa bindiğimde 3E numaralı koltuğumun üstündeki dolap, kabin görevlilerinin güvenlik malzemeleri ile dolu ve en yakın yer 9 numaranın üstü. Sırt çantamı yerleştirdim ama uçak inerken nasıl dönüp alacağımı düşünmeye başladım çünkü iner inmez servise yetişip Konya trenini kaçırmam gerekiyordu. Koltuğuma oturdum, güvenlik kartları, kalkış ardından servis yapıldı. Bir ara yarı uykulu müzik dinlerken sol bacağımın altında bir yanma hissi ile fırlamak istedim koltuktan ama emniyet kemeri izin vermedi. Meğerse sol tarafımda kareli siyah çizgileri olan mavi ceketli, siyah pantolon, bordo kravatlı, hafif ağaran saçlı ve bıyıklı, orta yaşlı, iş için TBMM’ye gideceği her halinden belli olan beyefendi hareketli koltuk servis platformunun gazabına uğramış çayı dökülmüş ve bende nasibimi almışım neyseki şekerli değildi.

Nihayet Ankara’ya geldik uçağın tekerleri piste indi ilerliyor ama tek duyduğum kemer çözme sesi sağımda cam kenarında oturan sakallı genç arkadaşın çıkardığı ses. Yavaşça başımı ona doğru çevirip kısık sesle “en çok kaza uçak piste indikten sonra oluyor biliyor musunuz” dedim. Biraz mahcup bir edayla “öyle mi” dedi yavaşça tekrar bağlıyormuş gibi yaptı. Uçakta çok az kemer sesi duydum ve kimse ayağa kalkmadı başüstü dolaplarını açmadı, koridora dolmadı, kimsenin kafasına valiz, çanta düşmedi, çarpmadı, kimse kimseyi itmedi. Uçak aprona girdi ve durdu hala kemerini çözen ve ayağa kalkan kişi sayısı yok denecek kadar az. Yanımdaki beyefendiden rica ettim 9 numaraya gittim valizimi alırken insanlar kemerlerini çözmeye, ayağa kalkmaya, başüstü dolaplarını açmaya yeni yeni başlamıştı. Hayır hiç normal değil bir an düşündüm burası Türkiye değil, Trabzon uçağı hiç değil(biraz extra heyecanlıyız bilirsiniz)ve ben başka bir ülkedeyim ama herkes Türkçe konuşuyor. Normal olan; uçağın tekerleği piste değer değmez konser öncesi bütün müzik aletlerine son akord uyum testi yaptıran orkestra şefinin işaretini almış gibi çok gürültülü bir kemer açma armonisi başlar ardından hızlıca ayağa kalkma, başüstü dolaplarını açma ve valizini, kabanını kaptığı gibi koridorda yer kapma telaşı, koridorda yer bulamayanların koltuk aralarında ayakta dakikalarca söylene söylene, uçak kapılarının açılmasını bekleme seansı (bu kaptan çok gıcık biri ne diye açmıyor kapıları hala, açsana kardeşim işimiz var vs.). Ama bu defa öyle olmadı bende hayal kırıklığı.

Uçaktan indim hızlıca koridorları geçtim yürüyen merdivenden çıkışa giderken, koltuk arkasındaki cebe bıraktığım ders anlatacağım Sayer’in “Sosyal Bilimde Yöntem” kitabını almayı unuttuğumu fark ettim. (şaşkınlıktan herhalde) Bir anda koşarak geri döndüm. Uçaktan inenlerin çıktığı kapı açılır açılmaz çıkanların arasından hızlıca ters yönde koşmaya başladım. Arkamdan güvenlik görevlisi seslendi beyefendi giremezsiniz burası çıkış yeri. Duymamış gibi davranarak koşmaya devam ettim. Ardımdan anons etti. Sırtımda sırt çantası olunca biraz telaş yaptı sanırım. Neyse uçağın kapısına vardığımda son iki yolcu çıkıyordu yolumu kesen güvenlik görevlisine ve gözgöze geldiğimde biraz şaşkın bakan uğurlama merasimi yapan bayan kabin görevlisine:- kitabımı koltuğun arkasında unuttum, ders anlatmam gerektiği için mutlaka almam gerekiyordu kusura bakmayın dedim. -Buyurun elbette, dedi biraz heyecanla. Kitabı aldığım gibi koşarak nefes nefese servise yetiştim nihayet.
12.01.2018-08:28 Cuma, Ankara Esenboğa Hava Limanı

1 Ekim 2017 Pazar

....... Dostlar


Hayatı tek tip yaşarsanız aptallaşırsınız maalesef. Dokunduğunuz, saydığınız, gördüğünüz paraların kağıt bloklarından farklı olduğunu öğrenmeniz gerekir.

Hayatı camın ardından izlemeyi bırakın hayatın içine balıklama dalın bence geç kalmış sayılmazsınız.
Sosyalleşin, sosyalleşin derken gittiğiniz eğlence merkezlerinden iki kadeh sonrası kurduğunuz hayallerden, en büyük şehirlerin en kalabalık caddelerinde dolaşmaktan, en pahalı markaları satın alabildiğiniz alışverişlerinizden bahsetmiyorum.

Örneğin müzikle uğraşın, duymadan dinlediğiniz yüksek kaliteli cd’lerden de bahsetmiyorum. Davula vurduğunuz zaman titreşim sayısını duyacak, hissedecek kadar ilgilenin. “Es”lerin kimi zaman müziğin en güzel yeri olduğunu farkedin mesela.

Yelken yapın mesela, rüzgarı arkanıza alarak ayı bacağı yapmanın mantığını bir kenara bırakıp en güvenli ve güzel seyrin rüzgara karşı olduğunu deneyin. İpi gerdiğiniz zaman yelkeni kontrol etmenin verdiği adrenalini tatmadığınız hazları yaşayın.

Spor yapın mesela, zengin mahallelerin düzgün sokaklarında sabah köpeğiniz gezdirmek için çıktığınız entelektüel görünme kıvamında yürüyüşünüzü kast etmiyorum elbette. Kaslarınızın, sevgilinin titreyen gözbebekleri gibi titreyeceği kadar içten spor yapın.

Şiir kafeye üye olun mesela, sadece dinlemek için gitmeyin arada sizde okumayı deneyin. Sesinizin dinleyenlerin yüzündeki damarlarda nasıl renkli dolaştığını görün. 

Tavsiye etiğiniz şeylerle bakın kimi gayrimenkul zengini, kimi hisse senedi temettüleriyle yılları deviriyor siz paranızı yatırmaya cesaret etme kararı veremeden… emin olun çoğu sizin kadar zeki değil ve eğitimli değil.

Binlerce dolar dökülerek sizlere verilen ultraegzantrik eğitimlerin etkisi siz daha dönüş yolundayken heyecanını kaybediyor. 

Tek tip yaşarsanız emekliliğinizde görmeyi istemeyeceğiniz ekonomik verilere yabancılık çekmeyeceksiniz sadece o kadar, tabi sistemler değişmediyse sizlere paralel.
Eğer çok sosyalleşirseniz sektör buna hazır değil maalesef ama deneyin bence.
Eğer böyle devam ederseniz maalesef keşkeleriniz iyikilerinizden fazla olacağı, pişmanlıklarla dolu bir hayat sizi bekliyor.

Renkleriniz siyah beyazsa karakalemden öteye geçemezsiniz.

Kiminiz kızmıştır bana kiminiz hak vermiştir kim bilir ama hayatı ıskalamayın yaşayın.

Hayatı tek tip yaşarsanız aptallaşırsınız maalesef.

16 Mart 2013 Cumartesi

Hüznüm Sabrımı Aştı Bu Gece


Ey koca yürekli adam,

Gün gelip de senin ardından kaleme sarılacağım hiç aklıma gelmemişti. Çocukluğumuz hep senin sevgi, saygı ve çalışkanlığına dair hikâyeleri dinlemekle geçti. Çok küçük yaşta gurbete gitmiş, ekmek parası için yıllarca memlekete dönememiştin. İstanbul’un tozunu dumanını yutmuştun sonra o da seni.

Herkes; şaka olmalı, Esat için çok erken oldu, Esat farklıydı diyordu. Dedemden açılan gediği bir nebze olsun sen dolduracaktın, peki senin boşluğunu kim dolduracak Esat abi. Sen küçüğüyle büyüğüyle herkesin abisiydin. Tanımadığım sırtı dönük yaşlı amca "Çocukluğundan beri kimsenin kalbini kırmamıştır Esat" diyordu.Herkes nasılını konuşuyordu yaptığın kazanın. Hızı 40-50 ancak varmış, yağmur bir anda bastırmış, tam viraja giriyormuş, emniyet kemeri takılı olsaymış, arabada çok hasar da yokmuş aslında diyordu biri ötekine. Fotoğrafları çeken Jandarma öyle anlatmış onlara. Yağmurdan geç fark etmişler, ambulans bir saat sonra gelebilmiş, çok kan kaybetmiş,  hastaneye kaldırıldığında bedeninde bir damla kan kalmamış,  kanı yağmura karışmış diyorlardı bilmiyorlardı rahmete karıştığını.

Seni sadece biz çok seviyoruz sanıyorduk ne çok sevenin varmış oysa. Binlerce insan hani derler ya "iğne atsan yere düşmez" işte öyle birşey. Kimi binlerce kilometre uzaktan gelmişti. Onlarca yıldır görüşmeyenleri buluşturmuştun. Seni berdel etmemiz mi gerekiyordu bunca insanın tekrar görüşebilmesi için. Herkes ağlıyordu, kimi içine kimi dışına akıtıyordu gözyaşlarını.Sonra kapına geldik; her zaman yaptığın gibi sol elinle yolu göstererek "Keremke ezxulam"(Ben hizmetkârınızım buyurun) diyecektin gülen yüzünle. Sanki şimdi çıkıp gelecek, neşe dolu sesinle sohbet edecek ve esprilerinle bizleri güldürecektin maalesef olmadı, olamadı.Sen nerede bir cenaze görsen omuz verirdin tabutuna, nerede bir düğün haberi alsan halaya dururdun, sana avuç açan herkese yardım eder, başkalarına el açmak çok kolay değil başımızın gözümüzün sadakası olsun derdin. Evinde eski neşeden eser yoktu, derin bir matem kokusu kaplamıştı her yanı. Küçük kızın evin önündeki engelli rampasında arkadaşlarıyla oyun oynuyordu muhtemelen farkında değildi daha. Aslan babası birkaç güne kalmaz geri gelecekti nasıl olsa, onu bırakıp gidemezdi ki, daha oyun sözü vardı ona babasının. Ortanca kızın olayın şokundaydı anlamaya çalışıyordu olan biteni. Büyük kızın "Sende beni bırakıp gittiysen kimsem kalmadı ki baba" diyor ve yüreklere kor düşürüyordu. Koca yürekli babanın koca yürekli kızının belli ki yüreği çok daralmıştı, Dünyası yıkılmıştı, biliyordu artık geri gelmeyecek aslan babası. Yaş 12 her şeyin farkındaydı o. Yengem kendinde değildi zaten. Dayım iğnelerle ancak ayakta duruyor boşluğa bakar gibi bakıyordu insanın yüzüne, hiç konuşmuyordu. Annen sarılırken "Esat’ımı unutmayın, Esat’ımı unutmayın, ne olur Esat’ıma dua edin, okuyun Esat'ım için, tüm çocuklarım babasız kaldı, Zafer’ime sahip çıkın" diyor, ana yüreği cümlesini tamamlamasına fırsat vermiyor, hıçkırıklara boğuluyordu. Herkesin gözünden inci taneleri dökülüyordu.

Bana tayin iste İstanbul'a gel diyordun, bende sadece benim istememle olmuyor ama gelmek istiyorum artık diyordum. Beni de beklemedin Esat Abi. 
Hüznüm sabrımı aştı bu gece
Hoşçakal Esat Abi Hoşçakal

Mekânın Nur dolsun, Melekler yoldaşın olsun(12.03.2013 tarihinde elim bir trafik kazası sonucu yitirdiğim dayımın oğlu Esat Aslan abimin anısına.) 


Can AKBAY16.03.2013-Erbaa/Tokat

9 Ağustos 2012 Perşembe

Ellerin Soğuktu


Ellerin soğuktu seni tanıdığımda,


Yüreğini bilmem ama ellerin soğuktu seni tanıdığımda,

Isıtmadı beni hiç gözlerin ışıl ışıldı, farklı bakıyordun dünyaya,
Farklı yerden başka bir yere bambaşka hayallerle bakıyordun.
İlk tutuğumda da ellerin soğuktu bugünki gibi.
Hayaller kurmama engel oluyordu, kursam yadımda kalıyordu, kimi zaman yarıda.
Gözlerinin içine bakmak isterken yoruluyordum, hep kaçıyorlardı fikrimden.
Sen hayır demiyordun, bense eveti anlamıyordum.
Ben hızlı yürüyordum sen yavaş kalıyordun.
Ben sana sen yere bakıyordun.
Ellerin soğuktu dün gibi.
Yaz sıcağında ellerin serinletiyordu beni tutunca ellerini.
Bir terslik vardı biliyordum ilk günden beri.
Kim bilir sen belkide başka türlü seviyordun.
Sessizliğinde sensizliğinde soğuktu.
Gece ayazında aya benziyordu yüzün, parlak ama üşüten.
Oldun mu olmadın mı anlayamadım ama artık yoksun.
Hayal meyal düşler gibi gönülden düşenler gibi.
9 Ağustos 2012, Can AKBAY

Renkleriniz sadece siyah beyazsa karakalemden öteye geçemezsiniz

Biz her şeyi aşırı yaşamayı seven halkız nedense, düğünümüz aşırı, derneğimiz aşırı, sevgimiz aşırı nefretimiz aşırı, taraftarlığımız aşırı, karşı taraflılığımız aşırı, uyum istemeyiz genelde uyuşmayız çoğu zaman, futbol takımını sever gibi severiz her şeyi herkesi, küfürle yoğururuz sevgimizin hamurumu, çamura bularız adeta ondan da bir şey olmaz. Çiçekleri kopararak sever, çimleri çiğneyerek, çocuğumuzu döverek sevme geleneğimiz var ya da küfrederek, aşağılayarak gösteririz sevgimizi. Bittimi bitiririz ilişkimizi, hatta iş ilişkimizi, hep başkasından müsamaha bekleriz ama bende insanım diye ama hiç karşının insan olduğunu en az onun kadar hata yapma hakkının olabileceğine ihtimal vermeyiz "ama yapmasaydı" der çıkarız işin içinden.

Bir dönemin çocuklarına sadece siyah beyaz renkleri öğrettiler. Gri yok örneğin, sarı mavi hiç yavruağzını hiç duymadılar. Renkleriniz sadece siyah beyazsa karakalemden öteye geçemezsiniz. Bir dönemin yazar ve düşünce adamlarını dinleyince, okuyunca hep bunu görürüz. Hayat hep ya benimsin ya toprağın ikileminde aşklardan oluşuyor.
9 Ağustos 2012, Can AKBAY

1 Mart 2011 Salı

Ankara’da Aşk Kadını Ol


Aaa sen aşksız yaşamamalısın aşk kadını
Kıyıda köşede de mi yok.
Yalnızlar rıhtımında sen!
Bir aşk yazısı yazsana çılgın edebi ve ebedi.
İçinde ayışığı, mehtaplı gece hatta yakamoz olsun.
Ankaraya dalga getir mesela aşk, sevda dalgası, salınsın Kızılay’ında, essin Bahçeli’sinde, yürüsün Tunalı’sında.
Eymür’ünde sandallar, tekneler batırsın mesela.
Dalyan balıkçısında kalamar ye.
Kafedeyiz’de yada Kahveevi’nde kahve iç düşlere dal mesala.
Kapı7′ nin bahçesinde filtre kahve iç bilmeyeler garip garip baksın biribirlerine bu ne diye, soramasınlar cahilliklerini açık etmemek için ama meraktan çatlasınlar nasıl birşey diye.
Meraktan hemde bu aşık kadın ne yapar diye çatlasınlar.
Ata Döner’deki uzun boylu garsona uzun uzun bak sonra ona değil arkasındaki tuale bakıyormuş edasına bürün hayalleri yıkılsın.
Sonra iyi akşamlar bile demeden çık sokaklara akşam serinliğinde Ankara’nın.
Bir yıldız tut seni takip ediyor diye onada kız, gölge etme başka ihsan istemem de mesela, bozulsun ben miyim yıldız olan sen misin diye.
Sonra üzerinde adın yazılı bir tişört al yada adını boya siyah kalın harflarle pembe tişörtüne.
01.03.2011 Erbaa/Tokat
canakbay

HAYIR! HİÇ NORMAL DEĞİL

TK-7069 uçuş nolu TRABZON -ANKARA uçağı. Uçağa bindiğimde 3E numaralı koltuğumun üstündeki dolap, kabin görevlilerinin güvenlik malzemeleri...