O gün o salonda ilk aynada fark ettim seni. Göz göze geldik sonra aklım karıştı zaten. Hep görmek istedim. Prova sonrası bina çıkışında bir şeyler yemek istiyorum dediğimde bende yemedim dedin. Beraber yiyelim mi diye sordum olur demiştin. Yemeğe seni ramazan çadırına götüreyim dediğimde gülmüştün, Dürüm Tır çadırına gitmiştik ramazan çadırı olmazsa da. Loş bir ortamda hoş bir yemekti. Gözlerinden bakınca kalbindeki güzellikleri fark ettim, sonra çok gözgöze geldik çok gülüştük. Açık yürekliydin beni de yüreklendirdin. İşte böyle biri olmalı insanın her zaman yanında, insanların gözlerinin içine bakarak konuşan biri. Göz bebeklerin zaman zaman ürkekti zaman zaman cesur. Herşeyi anlatıyordun sana dair, gizlemeden, saklamadan. Sanki yıllardı arkadaştık çok şey konuşup rahatlamıştık. Ne zamandır böyle duygular sarmamıştı beni. Sonra ayrılırken telefonlarımızı aldık birbirimizin. Seni yurda girinceye kadar izledim dönüp ara ara bakmıştın telaşlı bir o kadarda heyecanlı. Tamam artık gidebilirsin der gibi başını sallamıştın. Sonra saatlerce Ankara sokaklarında dolaşmıştım. Tunalı-meşrutiyet-ulus-kızılay-çetin emeç-bahçelievler-beşevler ve nihayetinde yurdun önündeki konya yolu. Çok şiir dinledim güzelliklere dair. Radyodaki parçalara inat yüreğimdeki melodilere tempo tuttum direksiyon simidinde. Virgüllerle devam eden içinde "?", "!" ve "ama"lara yer olmayan hayaller kurdum bir ömre sığmayacak. Dünya dar geliyordu zaman sınırlı. Kendimi kement atılmış kilide vurulmuş kaplan gibi hissediyordum, sanki pençe atıp dünyanın dışına çıkmak istiyordum. Seni yurda bırakırken içimde ayrılıkların derin acıları birikti ve tam sana kavuşma hayalleri kurarken yeni hicranların kabusları sardı içimi. O gece geçmek bilmedi, hiç uyuyamadım, saatler asırlara vurdu. Sonra prova günlerini bekler oldum gün bitse de gelsem.
Sonra birşey olmadan herşey bitmişti sanki. Sanki ova sessizliğini vadi ayazı takip ediyor esen serin meltem iliklerimi üşütüyordu. Açmadan soldurduk umutlarımızı. O sarkak bakışın, göz bebeklerini titreten gülüşün kaldı hep aklımda, zaman zaman karşılaştık ama çok konuşmadık artık. Salonun aynaları tanık oldu kimi zaman göz göze gelmelerimize. Bakışlar kaçamak olmaya başladı nedense. Geç çıkışlarda hep uzaktan seni kollar oldum sen bilmiyordun. Kaç kez okulun kütüphanesine geldim seni görmek için ama sen hiç fark etmedin.
Çok sonraları bir daha yemeğe gittik sen, ben ve ev arkadaşın, Horasanlı cağ kebapçıya. Sen ellerini yıkamaya gittiğinde konuştuk. Bir arkadaşın vardı seni çok üzen. Bir başlangıç yapmıştın artık içinde bana yer olmayan. Oysa ben ilk 14 şubatı seninle kutlamak istiyordum olmadı.
Ya ben erken doğmuştum ya da sen geç kalmıştın, benim için sorun değildi ama sen gözünde büyütüyordun biliyorum, kim bilir beklide benim duygularımdan emin olamamıştın.
Sana dair çok şeyler yazmıştım, not defterim bir sahhafa, düşlerim eskiciye kurban gitti kitap aralarında. Sana birde doğum günü hediyesi almıştım, sade zarif camdan bir şamdan, uzun zaman bekledi sonra bir arkadaşım çok beğendi ben alabilirsin dedim nede olsa bir anlamı kalmamıştı artık.
Yeni çıktığınız eve bir hediye alacaktım istediğin bir şey olsun istemiştim de sana sormuştum telefonda, sebep olmuştum kavganıza, üzülmüştüm.
Kaç kez yükselde kalp atışlarımla beraber adımlarım hızlandı, kiminin saçı kiminin bakışı sana benziyor diye.
Şimdi çok sevdiğim bir eşim geleceğe dair hayallerim var yüklü ve yürekli. Seni arkadaş ve dost yerine koyamıyordum ya o zaman ama şimdi koyabiliyorum inan. Seni senden daha çok seven bir ile karşılaşman dileğiyle.
2008-02-06-Çankırı