9 Kasım 2009 Pazartesi

İlk AB'ye Denizli Girmeli Bence

Medeniyetlere beşiklik etmesinden midir bilinmez ama ilk Avrupa birliğine girecek olgulukta bir kenttir bence Denizli. Şehir merkezinde trafik ağırlıklı olarak zabıta ekiplerine devredilmiştir önce şaşırır sonra alışırsınız. Trafik kurallarına uyulur korna sesi duymazsınız çoğu zaman. Trafik ışıkları olmayan yaya geçitlerinde tüm otolar durur diğer kentlerin aksine. Bir kişi bile olsa geçmesini beklersiniz siz beklerken arkanızdaki araç korna çalıp selektörle taciz etmez. Dolmuşa binersiniz sesiz sedasız. Herkes binince ücretini öder, arkanızdan kimse sol omzunuza dokunup sağ omzunuzun üzerinden burnunuza para uzatmaz buradan iki kişi diye. Kaptan bağırmaz ücretini vermeyen(yüksek sesle) parasının üzerini alamayan(kısık sesle), birde sıkışalım diye de bağırmaz dolmuş kaptanı. Yaya yola adımını attığı anda durma eğilimlidir Denizli'nin şoförleri. Üzerine üzerine gelmezler yayanın, bay ve bayan olması da fark etmez onlar için.
Denizli stadında tel örgü yoktur seyirci ile saha arasında sadece bir boşluk bırakılmıştır. Sokaktan geçen on kişiden yedisi ya fabrikatördür ya da eskiden fabrikatörmüş derler. Tekstilcidir, tüccardır ve mermercidirler. İki Denizlili bir araya gelince kuracakları imalathaneyi, fabrikayı tartışırlarmış efsanesi doğru çağrışımlar yapar belleğinizde. Denizlilerin çoğunun bir yurtdışı macerası vardır veya olacaktır. Kriz sonrası ticari yüzler ihracata yönelmiş Başkentin yolu unutulmuş ama İstanbul ve üzerinden yurtdışı pazar olmuştur. İşsizliğin az olduğunu herkesin işinde gücünde olduğunu fark edersiniz ilk önce. İnsanlar büyük kentlerde olduğu gibi defalarca aynı sokaktan volta atarak zaman öldürmezler.
Tekstilin başkentinde, Buldan bezi ve Babadağlılar işhanı hala zirvede olsa da tekstilin tahtı krizlerle kısmen sarsılmış mermerciliğe, dericiliğe ve şarapçılığa biraz kaymalar başlamıştır artık.
Ticari hayat sokak ve caddelere isim vermiştir. 1. Ticari Yol, 2. Ticari Yol sonunda Kaleiçine varır. Kent mobilyası da biraz farklıdır diğer kentlerden ve Çınar Meydanında horoz heykeli simgesi olmuştur kentin, kente gelenler mutlaka yanında fotoğraf çeker Denizli'ye gidildiğinin vesikası olsun diye.
Etrafı kapalı ve çukurda olmasından dolayı yaprak kıpırdamaz evin tüm pencerelerini açsanız da, çöl sıcağında yanarsınız klimanız yoksa. Özellikle baraj yapımından sonra sıcakların çok arttığını duyarsınız heryerde.
Kentin tarihini olgunlaştıran medeniyetlere baktığımızda bir yanda sağlık kenti Hierapolis(Anıt mezarların görkemi kente tedavi için gelen tüccar ve devlet adamlarının büyüklüğüne oranlı yapılmıştır) diğer yanda ticaret şehri olan Leodikea ve inanç merkezi Colossae olmak üzere üç antik kent çıkar karşımıza.
Denizli isminin çok eskiden, domuzların yoğun indiği yerdeki tarlalar için kullanılan donuzlu(yerel şive) kelimesinin zamanla değişe gelerek Denizli'ye dönüştüğünü söyleyenler kadar çökmelerden önce bir iç denizin olduğu efsanesinden geldiğini anlatanlarda az değildir.
Eski Hal'de işyeri isimleri Nostaljik Türk filmi tadındadır: “O Ağacın Altı Lokantası”, “Salınan Çayevi”, “Çınaraltı Baharat” ve hatırlayamadığım birçok mekan ismi.
Haftaiçi ekabir tabakanın podyumudur Çamlık. Akşam serinliği çöktü mü kentin tüm insanları çamlığa akar. Tek yönlü yolun, sağ solu inanılmaz lüks araç galerisine döner. Zaten caddenin hemen arkası da lüks villalarla dolmuştur birbirine nispet eder gibi.
Denizlililer Denizli'de eğlenmezler. Birçok eğlence merkezine en fazla 3 saat uzaklıkta olmasından mıdır bilinmez ama hafta sonu oldu mu şehir boşalır adeta. Sadece Pamukkale Üniversitesi'nin kampüsünde öğrencilerin açık alanda Latin ve halk dansları provalarına ya da tartan pistte spor yapanlara veya zorunlu olarak çalışması gerekenlere rastlarsınız.
Bir sabah pencerenizin dibinde güneşin ilk ışıkları ile ne olduğunu anlayamadığınız bir sesin nerden ve kimden geldiğini anlamak için uğraşınca, Denizli horozunun şöhretinin sesinin güzelliğinde değil dakikalarca bir kedi inilemesi gibi sürüp sonra bayılıp düşmesinden kaynaklandığını öğrenirsiniz.
Kaleiçi civarındaki kebapçılarda yağlı kebap yerken kaşık çatal isteme cesareti gösterirseniz garsonlar nazikçe görgüsüzlük ettiğiniz hatırlatılır size. Ayran, lavaş ve soğan eşlik eder yağlı kebaba.
3 yerel şive konuşulur Denizli'de. Siz anlamazsınız ama yerliler konuşmasından anlar hangi mahalleden olduğunu.
Denizli'ye giderseniz birgün; Kaklık Mağarasına girip o damlataş harikalığını görün, Anıt mezarların arasından geçip asırlar önce yapılan hamam içinde ve atık su kanallarının üzerinde yürürken şaşkınlıkla ara boşluklardan baka baka yürüyün nutuk ve şiir yarışmalarına tanıklık eden Antik tiyatroya uğrayıp Pamukkale beyaz ve ıslaklığında göz ve ayak banyosu, tabi isterseniz daha çok yabancıların tercih ettiği buz gibi antik havuzda yüzüp, Karahayıt'ta kırmızı suda termal banyo yaptıktan sonra kebapçılarda çatalsız bıçaksız kebabın ardından Çamlık'ta çay için.
Babadağ İşhanı'ndan havlu, Buldan'dan buldan bezi giysiler alın, bir başka antik kent olan Tripolis'i de ihmal etmeyin.
Tarih sahnesinde medeniyetlerin bam teline dokunduktan sonra trafik kurallarına uymanın, yaya geçitlerinde ışıksız araçla durmanın ve klakson çalmamanın ne büyük medeniyet olduğunun tadına varın, Buharkent'te hafif terleyerek Denizli'yi terk edin.
İşte bu yüzden ilk önce Denizli Avrupa Birliğine girmeli sizce de öyle değil mi?
Can AKBAY - 09.11.2009 00:39 Pazartesi-Dalaman


Bookmark and Share


HAYIR! HİÇ NORMAL DEĞİL

TK-7069 uçuş nolu TRABZON -ANKARA uçağı. Uçağa bindiğimde 3E numaralı koltuğumun üstündeki dolap, kabin görevlilerinin güvenlik malzemeleri...