TK-7069 uçuş nolu TRABZON -ANKARA uçağı. Uçağa bindiğimde 3E numaralı koltuğumun üstündeki dolap, kabin görevlilerinin güvenlik malzemeleri ile dolu ve en yakın yer 9 numaranın üstü. Sırt çantamı yerleştirdim ama uçak inerken nasıl dönüp alacağımı düşünmeye başladım çünkü iner inmez servise yetişip Konya trenini kaçırmam gerekiyordu. Koltuğuma oturdum, güvenlik kartları, kalkış ardından servis yapıldı. Bir ara yarı uykulu müzik dinlerken sol bacağımın altında bir yanma hissi ile fırlamak istedim koltuktan ama emniyet kemeri izin vermedi. Meğerse sol tarafımda kareli siyah çizgileri olan mavi ceketli, siyah pantolon, bordo kravatlı, hafif ağaran saçlı ve bıyıklı, orta yaşlı, iş için TBMM’ye gideceği her halinden belli olan beyefendi hareketli koltuk servis platformunun gazabına uğramış çayı dökülmüş ve bende nasibimi almışım neyseki şekerli değildi.
Nihayet Ankara’ya geldik uçağın tekerleri piste indi ilerliyor ama tek duyduğum kemer çözme sesi sağımda cam kenarında oturan sakallı genç arkadaşın çıkardığı ses. Yavaşça başımı ona doğru çevirip kısık sesle “en çok kaza uçak piste indikten sonra oluyor biliyor musunuz” dedim. Biraz mahcup bir edayla “öyle mi” dedi yavaşça tekrar bağlıyormuş gibi yaptı. Uçakta çok az kemer sesi duydum ve kimse ayağa kalkmadı başüstü dolaplarını açmadı, koridora dolmadı, kimsenin kafasına valiz, çanta düşmedi, çarpmadı, kimse kimseyi itmedi. Uçak aprona girdi ve durdu hala kemerini çözen ve ayağa kalkan kişi sayısı yok denecek kadar az. Yanımdaki beyefendiden rica ettim 9 numaraya gittim valizimi alırken insanlar kemerlerini çözmeye, ayağa kalkmaya, başüstü dolaplarını açmaya yeni yeni başlamıştı. Hayır hiç normal değil bir an düşündüm burası Türkiye değil, Trabzon uçağı hiç değil(biraz extra heyecanlıyız bilirsiniz)ve ben başka bir ülkedeyim ama herkes Türkçe konuşuyor. Normal olan; uçağın tekerleği piste değer değmez konser öncesi bütün müzik aletlerine son akord uyum testi yaptıran orkestra şefinin işaretini almış gibi çok gürültülü bir kemer açma armonisi başlar ardından hızlıca ayağa kalkma, başüstü dolaplarını açma ve valizini, kabanını kaptığı gibi koridorda yer kapma telaşı, koridorda yer bulamayanların koltuk aralarında ayakta dakikalarca söylene söylene, uçak kapılarının açılmasını bekleme seansı (bu kaptan çok gıcık biri ne diye açmıyor kapıları hala, açsana kardeşim işimiz var vs.). Ama bu defa öyle olmadı bende hayal kırıklığı.
Uçaktan indim hızlıca koridorları geçtim yürüyen merdivenden çıkışa giderken, koltuk arkasındaki cebe bıraktığım ders anlatacağım Sayer’in “Sosyal Bilimde Yöntem” kitabını almayı unuttuğumu fark ettim. (şaşkınlıktan herhalde) Bir anda koşarak geri döndüm. Uçaktan inenlerin çıktığı kapı açılır açılmaz çıkanların arasından hızlıca ters yönde koşmaya başladım. Arkamdan güvenlik görevlisi seslendi beyefendi giremezsiniz burası çıkış yeri. Duymamış gibi davranarak koşmaya devam ettim. Ardımdan anons etti. Sırtımda sırt çantası olunca biraz telaş yaptı sanırım. Neyse uçağın kapısına vardığımda son iki yolcu çıkıyordu yolumu kesen güvenlik görevlisine ve gözgöze geldiğimde biraz şaşkın bakan uğurlama merasimi yapan bayan kabin görevlisine:- kitabımı koltuğun arkasında unuttum, ders anlatmam gerektiği için mutlaka almam gerekiyordu kusura bakmayın dedim. -Buyurun elbette, dedi biraz heyecanla. Kitabı aldığım gibi koşarak nefes nefese servise yetiştim nihayet.
Nihayet Ankara’ya geldik uçağın tekerleri piste indi ilerliyor ama tek duyduğum kemer çözme sesi sağımda cam kenarında oturan sakallı genç arkadaşın çıkardığı ses. Yavaşça başımı ona doğru çevirip kısık sesle “en çok kaza uçak piste indikten sonra oluyor biliyor musunuz” dedim. Biraz mahcup bir edayla “öyle mi” dedi yavaşça tekrar bağlıyormuş gibi yaptı. Uçakta çok az kemer sesi duydum ve kimse ayağa kalkmadı başüstü dolaplarını açmadı, koridora dolmadı, kimsenin kafasına valiz, çanta düşmedi, çarpmadı, kimse kimseyi itmedi. Uçak aprona girdi ve durdu hala kemerini çözen ve ayağa kalkan kişi sayısı yok denecek kadar az. Yanımdaki beyefendiden rica ettim 9 numaraya gittim valizimi alırken insanlar kemerlerini çözmeye, ayağa kalkmaya, başüstü dolaplarını açmaya yeni yeni başlamıştı. Hayır hiç normal değil bir an düşündüm burası Türkiye değil, Trabzon uçağı hiç değil(biraz extra heyecanlıyız bilirsiniz)ve ben başka bir ülkedeyim ama herkes Türkçe konuşuyor. Normal olan; uçağın tekerleği piste değer değmez konser öncesi bütün müzik aletlerine son akord uyum testi yaptıran orkestra şefinin işaretini almış gibi çok gürültülü bir kemer açma armonisi başlar ardından hızlıca ayağa kalkma, başüstü dolaplarını açma ve valizini, kabanını kaptığı gibi koridorda yer kapma telaşı, koridorda yer bulamayanların koltuk aralarında ayakta dakikalarca söylene söylene, uçak kapılarının açılmasını bekleme seansı (bu kaptan çok gıcık biri ne diye açmıyor kapıları hala, açsana kardeşim işimiz var vs.). Ama bu defa öyle olmadı bende hayal kırıklığı.
Uçaktan indim hızlıca koridorları geçtim yürüyen merdivenden çıkışa giderken, koltuk arkasındaki cebe bıraktığım ders anlatacağım Sayer’in “Sosyal Bilimde Yöntem” kitabını almayı unuttuğumu fark ettim. (şaşkınlıktan herhalde) Bir anda koşarak geri döndüm. Uçaktan inenlerin çıktığı kapı açılır açılmaz çıkanların arasından hızlıca ters yönde koşmaya başladım. Arkamdan güvenlik görevlisi seslendi beyefendi giremezsiniz burası çıkış yeri. Duymamış gibi davranarak koşmaya devam ettim. Ardımdan anons etti. Sırtımda sırt çantası olunca biraz telaş yaptı sanırım. Neyse uçağın kapısına vardığımda son iki yolcu çıkıyordu yolumu kesen güvenlik görevlisine ve gözgöze geldiğimde biraz şaşkın bakan uğurlama merasimi yapan bayan kabin görevlisine:- kitabımı koltuğun arkasında unuttum, ders anlatmam gerektiği için mutlaka almam gerekiyordu kusura bakmayın dedim. -Buyurun elbette, dedi biraz heyecanla. Kitabı aldığım gibi koşarak nefes nefese servise yetiştim nihayet.
12.01.2018-08:28 Cuma, Ankara Esenboğa Hava Limanı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder