İlköğretim yılı açılış törenine yanlış verilen bir adres yüzünde bir kaç dakika gecikmeli olarak gittim, zaten daha başlamamıştı. Bir ilköğretimin küçük bahçesinde tüm organizasyon tamdı ancak okulun kürsüsü olmadığından başka bir kurum veya okuldan alınması unutulmuş o anda istemiş bir türlü gelememekteydi. Yanımda oturan bir asker bizde böyle bir hata olsa birkaç kelle alınırdı şimdi diyordu. Bir okul müdürü : - Hoca hanım size bir kürsü yapalım böyle olmaz diyor. Telefona sarılıyor çabuk hemen kürsüyü getirin program başlıyor diye. Milli Eğitim Müdürü programın neden başlayamadığını öğrenmeye çalışıyor. Olmaz hoca hanım insanlar bekliyor ama diye uyarıyor.
Kürsümüzün yola çıktığı haberi alınınca yavaş yavaş program başladı. İstiklal marşı, saygı duruşu klasiğinden sonra anaokuluna başlayan çocukların hazırlıkları sergileniyor.
Koşarak sahneye gelen minik bir kız çocuğu heyecanlı heyecanlı şiirini okuyor. Nerede alkışlayacağımıza karar veremeyen bizler seyrek başlayan alkış hızlanmadan bitiyor. Çocuk iyi mi okudum yoksa kötü mü okudum karar veremiyor.
Okula yeni başlayan çocukların sahneye geliyor kimi kelebek, kimi papatya, kimi arı, herkes görevini yapıyor bir haftada öğrenmişler. Oyun oynamaları için öğütlenmişler ama çocuklar oyun içinde kendi yüreklerindeki oyunlara dalıyorlar
Kelebekler uçup papatyaya konuyor sonra papatyalar yerlere dökülüyorlar papatyalar birbirlerine bakıp gülüşüyor, konuşuyor, roller değişiyor, sahnede olduğunu unutan bir öğrenciyi diğer bir arkadaşı uyarıyor haydi diye. Protokolde kentin ekabir tabakası, tüm kurum amirleri.
Sarışın, mavi gözlü, güzel yüzlü, anaokuluna yeni başlayan bir papatya oyun bitmiş hala kendi oyununa dalmış hayallerine dalmış kim bilir hangi masal ülkesinde gezinti yapıyor. Bir başka çocuk elinde küçük bir ağaç parçası sahne kenarında yerlere bir şeyler çiziyor ara ara çevresine bakıyor. Öğretmeni çekiştiriyor çaktırmadan yapma evladım diye ama çocuk gene devam ediyor. Bir başka çocuk sevimliliğinin farkında dünyanın kendi etrafında döndüğüne o kadar emin ki sahne sanatçısı gibi davranıyor.
Sahne değişiyor abileri ve ablaları sahneye çağrılıyor halk dansları için.
Esmer bir çocuk sanki yere basmadan oynuyor keklik gibi sekiyor adeta. Bir başka çocuk çok yetenekli değil aslında yada yeterince çalışmamış ama sahnede alkışları toplama edasında oyuna kattığı hatalarıyla ama hepsinin heyecanı gözlerinden okunuyor. Yöre Ege olunca tabi ki efeler sahnede yıllardır sahnedeler sanki kendinden emin oynuyorlar. Birandan ilkokulda çalışmalarına katıldığım folklör çalışmaları, ilk tiyatro sahnem geliyor aklıma, amatör heyecanı güzelleştiriyor bu sahneleri.
Okul sahnesi olurda kavuğuyla gelmez mi Nasreddin hoca ibretlik öykü anlatmadan gider mi hiç. Maheret kavukta ise al sen oku diyor alkışları topluyor. Defalarca izleseniz de sıkılmazsınız, büyük bir sanattır Nasrettin hocayı oynamak, oynatmak.
Eylül '09